Vicdani ret Nedir?

Vicdani ret nedir?

Vicdani ret (VR), bir bireyin politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinsel inançları doğrultusunda zorunlu askerliği reddetmesidir. Vicdani retçiler kendilerini antimilitarist ya da pasifist olarak tanımlayabilmektedirler.

En çok karşılaşılan ret sebepleri şunlardır:

1- Düşman olsa bile insan öldürmeyi ahlaki bulmamak,

2- Hiyerarşik ve statüsel yapılandırmalarda yer almayı ahlaki bulmamak,

3- Güncel sorunlardan dolayı o ülkenin silahlı birliğinde bulunmayı ideolojik ve dini inanca aykırı bulmak.

Bu hakkın uygulanması ülkelere göre farklılık gösterebilmektedir. Bazı ülkeler zorunlu askerliğe alternatif olarak vicdani retçilere kamu hizmetinde bulunma olanağı sunarlar. Birey kamu hizmetini de redderse buna “total ret” denir.

Vicdani ret düşüncesi geniş anlamda ilk olarak 19. yüzyılda ortaya atılmış, 20. yüzyılın başlarında I. ve II. Dünya Savaşları sırasında taraftar bulmuştur. Vicdani ret hakkı, günümüzde Birleşmiş Milletler insan hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından temel insani hak olarak kabul edilmiştir.

Vicdani reddin geçmişi ilk devletlerin kuruluşuna kadar eskiye uzansa da, resmileşmesi göre yirminci yüzyılın başlarına denk gelmektedir. Örneğin, İngiltere 18. yüzyılda Quaker inancına sahip olanları zorunlu askere alınmadan muaf tutmuş ve 1916'da da vicdani reddi anayasasına dahil etmiştir. İngiltere'yi 1917'de Danimarka, 1920'de de İsveç izlemiştir. Ayrıca pek çok ülke 17 ve 18. yüzyıllardan itibaren askerliği zorunluluk değil, gönüllülük esasına dayalı uyguladığı için etkin olarak vicdani ret diye bir tanımlamaya gerek duymamıştır. Etkin olmasa da yasal olan bu durumun değişmesine I. Dünya Savaşı ile zorunlu askerlik uygulamasının yeniden getirilmeye çalışılması sebep olmuştur.

Giriş

Tarihsel olarak bir çok vicdani retçinin inançları doğrultusundaki hareketleri toplumlarının hukuki sistemi veya hükümetleriyle çeliştiğinden, retçiler idam edilmiş, hapse atılmış ya da muhtelif cezalara maruz kalmışlardır. Vicdani reddin hukuksal tanımı ve durumu yıldan yıla ve ülkeden ülkeye farklılık göstermiştir. Dini inançlar birçok ülkede vicdani reddin hukuken tanınmasında başlangıçta önemli rol oynamıştır.

Birleşmiş Milletler

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, 1987 / 46 ilke kararında devletleri vicdani ret hakkını tanımaya davet etmiş ve devletlerin bu hakkı kullananları cezalandırmaktan kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir. Bunu takip eden 1989 / 59 ilke kararında Komisyon bir adım daha atarak vicdani ret hakkının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 18’de ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (MSHİUS) m. 18’de tanınan inanç özgürlüğünün bir parçası olduğunu belirtmiştir; 1993 / 84, 1995 / 83 ve 1998 / 77 ilke kararlarında da önceki ilkeler tekrarlanmış ve genişletilmiştir. Bu ilke kararları doğrultusunda Komisyon, devletleri kanunlarını ve uygulamalarını gözden geçirmeye; vicdani retçiler için af ve hakların iadesi uygulamalarını yürürlüğe koymaya çağırmıştır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi

1948 yılında “vicdan” meselesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin 18. Maddesinde ele alınmıştır. Bu maddeye göre: “Düşünce, vicdan ve dini özgürlük herkesin hakkıdır; bu hak dini ve inançları değiştirme özgürlüğünü, ve tek başına ya da diğer insanlarla bir arada, halka açık ya da bireye özel olarak dini inançları açıkça uygulama ve aktarma haklarını kapsamaktadır. ” Bu beyan 10 Aralık 1948'de Genel Kurul'da 48 kabul, 0 ret ve 8 çekimser oyla onaylanmıştır.

1974 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri asistanı Sean MacBride, Nobel konuşmasında şöyle demiştir: “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nde beyan edilen haklara bir tane daha eklenebilir. Bu da “Öldürmeyi Reddetme Hakkı”dır”.

Avrupa Konseyi

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, vicdani ret hakkını AİHS m. 9’da güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün zorunlu bir gereği olarak kabul etmiştir. Her ne kadar Parlamenterler Meclisi ve Bakanlar Komitesi’nin verdiği karar ve tavsiyeler hukuken bağlayıcı değilse de Sözleşme organları ve taraf devletlerin AİHS maddelerini yorumlarken bunları dikkate almaları gerekir. AKPM, vicdani ret hakkına ilk defa 1967 yılında 337 sayılı Kararında değinmiştir. Kararda, AİHS m. 9 ile Sözleşmeci devletlere inanç özgürlüğüne saygı duyma yükümlülüğü yüklendiği vurgulanmış ve kaynağını m. 9’dan alan vicdani ret hakkına ilişkin temel ilkeler, usul kuralları, sivil hizmete ilişkin kurallar belirlenmiştir. AKPM bu karara dayanarak 1967 yılında 478 sayılı Tavsiye Kararını almış; bu kararla ulusal mevzuatlarını, vicdani redde ilişkin bahsedilen temel ilkelere mümkün olduğunca uyumlu hale getirmeye üye devletleri davet etmesi için Bakanlar Komitesi’ne çağrıda bulunmuştur. AKPM, 1977 yılında aldığı 816 sayılı Tavsiye Kararında, 337 sayılı kararda ifade edilen vicdani reddin temel ilkelerini, usul kurallarını ve sivil hizmete ilişkin kuralları tekrar etmiştir. AKPM, 2001 yılında aldığı 1518 sayılı Tavsiye Kararlarında, o dönem Avrupa Konseyi’ne üye sadece beş devletin bu hakkı henüz tanımadığına; tanıyan devletlerde ise bu hakka farklı ölçülerde koruma sağladığına ve vicdani retçilere tanınan hakların son derece yetersiz olduğunu işaret edilmiştir. Kararda AİHS m. 9 ve m. 4 / 3’ü tadil eden ek bir protokolle vicdani ret hakkının AİHS’e dahil edilmesine yönelik Bakanlar Komitesi’ne tavsiyede bulunulmuştur.

Avrupa Birliği

Avrupa Birliği, vicdani reddi açıkça inanç özgürlüğü kapsamında bir hak olarak tanımakta ve bu hak Avrupa Birliği üyesi devletlerin tamamında kabul edilmektedir. Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’nin 10. maddesine göre:

1- Herkes, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa vurma özgürlüğünü içerir.

2- Bu hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak dini nedenlerle askerlik görevini yapmayı reddetme hakkı tanınmaktadır. Avrupa Konseyi kurumları tarafından geliştirilen ilkeler Avrupa Parlamentosu’nun 7 Şubat 1983, 13 Ekim 1989, 11 Mart 1993 ve 19 Ocak 1994 tarihli tavsiye kararlarına yansımıştır. Avrupa Parlamentosu, vicdani reddin AİHS m. 9’da tanınan inanç özgürlüğünün bir parçası olduğunu belirtmiş ve üye devletleri vicdani ret hakkını bir temel hak olarak hukuk sistemlerine dahil etmeye çağırmıştır. Nitekim günümüzde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamı vicdani ret hakkını tanımaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Sözleşme organları Temmuz 2011’e kadar vicdani reddi AİHS kapsamında değerlendirmemiştir. 07.07.2011 tarihli Bayatyan / Ermenistan kararı ile Sözleşme organları vicdani ret hakkına bakışını değiştirmiş ve bu hakkı AİHS m. 9’da düzenlenen inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir. Bu bakımdan ilgili karar, vicdani ret hakkının korunmasında bir milat olarak kabul edilir. Bayatyan / Ermenistan kararına kadar olan süreçte Sözleşme organlarının görüşü, AİHS’de vicdani ret hakkını tanıyan bir maddenin olmadığı yönündedir. “Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı”nı düzenleyen AİHS m. 4’ün üçüncü paragrafında, “askeri nitelikte bir hizmet(in) ya da inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka” türden bir hizmetin, “zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma”dan sayılmayacağı düzenlenmekte ve vicdani redde dolaylı olarak değinilmektedir. Sözleşme organları, Bayatyan / Ermenistan kararına kadar olan dönemde m. 4 ve m. 9’un birlikte okunması gerektiği görüşündedir. Bu görüşe göre Sözleşme, prensip olarak vicdani retçiliği ne benimsemekte ne de reddetmektedir; sözleşmeci devletler vicdani ret hakkını tanıyıp tanımamakta, tanırlar ise bunun yerine alternatif bir sivil hizmet getirip getirmemekte serbesttir. Ancak Bayatyan / Ermenistan kararı ile AİHM içtihadını değiştirmiştir; bu kararla savaş karşıtı inançlara mensup kişilerin zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmekten kaçınması,

AİHS m. 9 kapsamında koruma altına alınmıştır. Mahkeme öncelikle m. 9’un, m. 4 /3-b ile birlikte okunması gerektiği görüşünden ayrılmış, başvurunun sadece m. 9 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği görüşünü benimsemiştir. Mahkeme’ye göre, askeri hizmet yükümlülüğüyle kişinin sahip olduğu inançlar arasındaki ciddi ve üstesinden gelinemez bir çelişkinin var olması halinde vicdani ret m. 9’un sağladığı güvenceden yararlanacaktır. Somut olayda başvurucu, inançları askeriyede silahsız olsa dahi görev yapmayı reddeden dini bir topluluk olan Yehova Şahitleri’nin bir üyesidir. Bu nedenle Mahkeme vicdani ret sebebinin, başvurucunun içtenlikle ve gerçekten sahip olduğu inançları olduğundan şüphe etmemekte; başvuruyu m. 9 kapsamında ele alarak vicdani ret hakkının tanınmamasının Sözleşme’ye aykırı olduğuna hükmetmektedir. Kararda Mahkeme, hem Avrupa Konseyi üye devletlerinin iç hukuk düzenlerinde hem de uluslararası alanda vicdani ret hakkına ilişkin önemli gelişmeler yaşandığına, Konsey üyesi devletlerin Türkiye hariç tamamında bu hakkın tanındığına dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin günün koşulları ve demokratik devletlerde egemen fikirler ışığında yorumlanması gereken yaşayan bir araç olduğunu vurgulayan Mahkeme, değişen koşulların dikkate alınarak Sözleşmenin yorumunun evrimleşebileceğini belirtmektedir.

Türkiye'de vicdani ret

Türkiye'de henüz tanınmayan vicdani ret için başta savaş karşıtları olmak üzere çeşitli grupların çalışmaları sürmektedir. Perihan Mağden[ gibi birçok aydın vicdani reddi işleyen yazılar ele aldıkları için haklarında dava açıldı. Ayrıca konu ile ilgili `vicdani ret hakkı`nın verilmesi için kanun teklifi DTP tarafından meclise sunuldu. Türkiye'de 2008 yılına kadar 16'sı kadın olmak üzere toplam 86 vicdani retçi çıktı. İlk kez 1989 yılında tayfun Gönül, 155. maddeden yargılandı ve aldığı ceza, para cezasına çevrildi. Mayıs 2011'e kadar otuz yedisi kadın olmak üzere toplamda yüz otuz üç kişi vicdani retlerini açıkladı.

Vicdani ret hakkının tanındığı bazı ülkeler

İngiltere (1916)

Danimarka (1920) (4 ila 12 ay askerlik veya 4 ila 13 ay kamu hizmeti)

İsveç (1920)

Hollanda (1922)

Finlandiya (1931) (8,5 ay askerlik veya 13 ay kamu hizmeti)

Almanya (1949) (9 ay askerlik veya 10 ay kamu hizmeti)

Fransa (1963)

Lüksemburg (1963)

İtalya (1972)

Avusturya (1974) (7 ay askerlik veya 12 ay kamu hizmeti)

Portekiz (1976)

İspanya (1978)

Polonya (1988)

Macaristan (1989)

Letonya (1990)

Çek Cumhuriyeti (1990)

Slovakya Cumhuriyeti (1990)

Slovenya (1991)

Estonya (1994)

Yunanistan (1997) (12 ay askerlik veya 13 ay kamu hizmeti)

Litvanya (1997)

2009 yılı itibarı ile 88 ülkede savaş ya da barış dönemi farkı gözetmeksizin zorunlu askerlik uygulaması olmadığından ayrı bir vicdani ret tanımlamasına da gerek yoktur.

Bade Nedir?

Sözlükte “bade” ne demek?

1. Şarap, içki.

Cümle içinde kullanımı

Fincanı taştan oyarlar / İçine bade koyarlar.
– halk türküsü

Bade kelimesinin ingilizcesi

[Bade] n. bath, large container which holds water for bathing; bathroom, room where the toilet and bathtub are located
v. bath, take a bath, wash oneself in a bath, steep
n. Baden, historical area of south-west Germany
Köken: Farsça

Homojen Nedir?

Homojen nedir?

Türdeş. Homojen tanımı, aynı veya birbirine yakın değerleri, nitelikleri içeren bir bütünlüğü tanımlamak için kullanılmaktadır.

Homojen'in iki tür tanımı vardır:

1- Aynı veya birbirine yakın değerleri, nitelikleri içeren bir bütünlüğü tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu bütünlük (veya diğer bir deyişle “grup”), aynı,yakın değerlere sahip olup, çevresinden yoğunluk olarak farklılaşır ve bu sayede kolayca tanımlanabilmektedir. Grup, içinde yer alan nesne veya verilerin tamamının veya çoğunun benzer veya aynı olduğu durumlarda “homojen grup” olarak tanımlanır.

2- Orjinali “homogeneous” olan bu kelime, bir sıfat olup; tek tip, heryeri bir veya aynı, içerisinde farklılıklar taşımayan anlamlarına gelir. Heterojen kelimesinin karşıtıdır. Madde dağılımı ve özellikleri her yerinde aynı olan kimyasal karışımlara da Homojen Karışım adı verilmektedir (örneğin: çözeltiler, alaşımlar, gaz karışımları, v.b.). Bu tür homojen karışımlarda karışan madde çeşitleri gözle ayırt edilemezler. Homojene: tuzlu su,alkollü su,çeşme suyu ile içerisinde bulunduğumuz ve soluduğumuz hava da birer örnektir. Şunu kısaca anlatmak gerekirse “Benzer karakterlere veya yapıya sahip olan” olarak tanımlarız.

Homojen'in sözlükteki anlamı nedir?

1- Her yeri aynı özelliği gösteren, bağdaşık, mütecanis bütün terimleri aynı derecede olan (çokterimli).

2- Bağdaşık.

3- Bir cinsten olan, tek çeşitli, bir örnek, tek türlü, bağdaşık.

İrem Nedir?

irem “sözlükte” ne demek?

1. cennet bahçesi.
2. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası.
3. Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adıirem
4. Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam’da veya Yemen’de bulunduğu söylenir. Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresinde Geçmektedir.

Dış göç Nedir?

Dış göç nedir?

İç göç konusunu “iç göç nedir?” konusunda incelemiştim şimdi diğer bir göç türü olan dış göç kavramını inceleyelim.

Dış göç; Bir ülkeden başkabir ülkeye yapılan göçlere dış göç denilmektedir.

Göç veren ülkenin nüfusu azalır. Alanın ise artar. Dış göçler Milli sınırların dışına doğru olmaktadır.

Dış göç türleri nelerdir?

1- Zorunlu Göçler (Sığınma Göçleri),

2- Yer Değiştirme (Mübadele) Göçleri,

3- Gönüllü Göçler,

4- İşgücü Göçleri,

5- Beyin Göçleri.

Dış Göçlerin nedenleri nelerdir?

1- Ekonomik nedenlerle çalışmaya gidilmesi,

2- Tabii afetler,

3- Savaşlar,

4- etnik nedenler ,

5- Sınırların değişmesi,

6- Uluslararası anlaşmalarla sağlanan nüfus değişimi.

Dış Göçlerin sonuçları nelerdir?

1- Göç eden ülkede nüfus artar, göç veren ülkede ise azalır.

2- Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler gelişir.

3- Ülkeler arası kültürel ilişkiler gelişir.

Pazarlama Nedir?

Pazarlama nedir?

Dar anlamda, bir işletmenin ürettiği mal ve hizmetlerin piyasaya sürülmesi. Geniş anlamda malın üretiminden tüketilmesine kadar, mal akımını kolaylaştırıcı işlemlerin bütünü olarak tarif edilebilir.

Pazarlama bir işletmenin temel ve asli fonksiyonudur. Malı veya hizmeti üretmenin nihai gayesi, satış yaparak kar sağlamaktır. Dolayısiyle, işletmenin, istihsal, finansman, muhasebe, yönetim gibi diğer faaliyetleri hep pazarlamaya hizmet eder.

Bir malın uygun şekilde pazarlanabilmesi için öncelikle bir piyasa ve talep araştırmasına ihtiyaç vardır. Daha sonra, belirlenecek piyasa payı ölçüsünde reklam ve diğer araçlarla, malın sürümü cihetine gidilir. Satış çeşitli tedbirlerle tahrik edilir.

Pazarlama politikası, malın kalitesi, tanıtımı, fiyatlandırılması, tüketici sevk ve tercihlerine uydurulması için yapılan ayarlamalardır. Bu politikadaki başarı karlılığı doğrudan etkiler.

Sözlükte “pazarlama” ne demek?

1. Pazarlamak eylemi.
2. Bir ürünün, bir malın, bir hizmetin satışını geliştirmek amacıyla tanıtmayı, paketlemeyi, satış elemanlarının yetişmesini, piyasa gereksinimlerini saptama ve karşılamayı içeren etkinliklerin tümü.

Pazarlama kelimesinin ingilizcesi

n. marketing

Pazarlama ne demek? (Ekonomi)

(Marketing) Bir firmanın, üretimden bu mal veya hizmetlerin nihai tüketiciye ulaşmasına kadar gecen tüm aşamalarda alıcılara vönelik olarak ve firma amaçlan doğrultusunda giriştiği işletmecilik faaliyetlerinin tümü şeklinde tanımlanabilir. Bu faaliyetler sadece satışları kapsamaz, satışla birlikte dağıtım, reklam, piyasada tütündürma, servis ve bakım gibi satış sonrası hizmetleri ile mal planlaması ve piyasa araştırması gibi dolaylı hizmetleri de içerir. Ana çizgileri bakımından pazarlama, işletme faaliyetlerinin, tüketici ile doğrudan teması gerektiren, onun ihtiyaçlarının ve tercihlerinin belirlenmesine ve sonra da bu bilgilerin firmanın üretim sürecine yansıtılmasına dayanan bölümüdür (•Bkz. Pazarlama Arr.ştırmalan).

Hergele Nedir?

Sözlükte “hergele” ne demek?

1. Bineğe ya da yük taşımaya alıştırılmamış at ya da eşek sürüsü.
2. Terbiyesiz, görgüsüz kimseler için bir sövgü sözü olarak kullanılır.

Hergele kelimesinin ingilizcesi

n. varmint
Köken: Farsça

Debi Nedir?

Sözlükte “debi” ne demek?

1. Bir akarsuyun herhangi bir kesiminden birim zamanda geçen su miktarı, akım.

Debi kelimesinin ingilizcesi

[deber] v. should, shall; must; owe
n. flow
Köken: Fransızca

Senkronize Nedir?

Senkronize nedir?

Senkronize; Eşzamanlı olma, aynı anda olma gibi anlamlara sahiptir. Bilgisayar terimi olarak Senkronize; “Peryodik olarak değişen iki sinyal arasındaki faz ve frekans bakımından uyum.” anlamına gelmektedir. Birde senkronize ile yakından alakalı olan senkronizasyon terimi vardır.

Senkronize kelimesinin cümle içerisinde kullanımı

“Senkronize çalışarak bu işi daha çabuk bitirebiliriz.”

Hipermetrop Nedir?

Hipermetrop nedir?

Hipermetropide göz normaldan küçüktür. Bunun sonucu olarak göze paralel gelen ışınlar retinanın gerisinde bir noktada odaklanırlar. Hipermetrop göz lensinin her iki yüzeyindeki dış bükeyliği çoğaltarak, uyum yaparak ışık dalgalarının retinaya odaklanma

Sözlükte “hipermetrop” ne demek?

1. Cisimlerin görüntüleri ağtabakanın gerisinde kaldığı için, yakını iyi göremeyen (göz).
2. Gözleri böyle olan (kimse).

Hipermetrop kelimesinin ingilizcesi

adj. farsighted, hypermetropic
Köken: Fransızca

Doğal çevre Nedir?

Doğal çevre nedir?

İnsanların sürekli yaşadıkları, insanların diğer canlılarla karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları, dağlar, ovalar, çayırlar, ormanlar, göller, denizler, ırmakların bulunduğu çevreye doğal çevre denilmektedir. Ekosistem'de, bir alandaki canlı organizmalar ve cansız varlıkların hepsinin birden oluşturduğu sistemdir. Doğal çevre ekosistemin temel bileşenlerinden biridir.

Ekosistem'in temel bileşenleri nelerdir?

1- Üreticiler (Ototroflar)

2- Tüketiciler (Hetotroflar)

3- Ayrıştırıcılar (Saprofitler)

4- Doğal çevre

Ekoloji nedir?

Cansız doğal çevre ile bu çevre içinde yaşamlarını sürdüren canlılar arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri inceleyen bilim dalına ekoloji adı verilir.

Doğal çevre kirliliğinin sınıflandırılması

Çevrenin temel unsurlarından olan doğa, kendine has fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Bu özelliler dikkate alındığında doğal çevre kirliliği şu bölümlere ayrılır:

1- Fiziksel Kirlenme

2- Kimyasal Kirlenme

3- Biyolojik Kirlenme

Doğal çevre kirliliğinin nedenleri nelerdir?

1- Hızlı nüfus artışı,

2- Plansız kentleşme,

3- Plansız endüstrileşme,

4- Doğal kaynakların hoyratça kullanılması.

Doğal çevre kirliliğinin çeşitleri nelerdir?

1- Hava Kirliliği

2- Su Kirliliği

3- Toprak Kirliliği

Doğal çevrede sosyal yaşam

İçinde bulunduğumuz canlı, cansız tüm varlıkların birbirleri ile ilişkilerini içine alan ortam.

Doğal çevre olmasaydı sosyal yaşam olmazdı. Sosyal yaşamın devam edebilmesi için doğal çevrenin temiz ve düzenli bir şekilde işlemesi gerekir. Örneğin; insanların sağlıklı bir hayatı olması konusunda doğal çevrenin önemli bir yeri vardır.

Doğal çevrenin sosyal üzerindeki etkileri

Doğal çevre sakinlerinden ağaçlar aldığımız oksijeni büyük bir oranda artırdığı için, çevreyi yeşillik yönünden zenginleştirmemiz gerekir. Doğayı temiz tutup çevreyi kirleten etkenleri ortadan kaldırmalıyız. Ve bunun gibi doğayı koruyacak davranışlarda bulursak; sosyal hayatımızda önemli bir yeri olan doğayı korumuş oluruz. Doğal çevrede sosyal yaşama örnek davranışlar; yeşillik yerlerde piknik, orman ve uygun yerlerde yürüyüş, kırlarda oyun oynamak bunlardan bazılarıdır.

Çevre faktörü (Ekolojik Faktör) nedir?

Canlı varlıkların yaşamlarının en az bir döneminde onları etkileyen fiziksel, kimyasal veya biyolojik çevre elemanlarının her birine çevre faktörü veya ekolojik faktör denir.

Ekolojik faktörler nelerdir?

1- Klimatik faktörler: Işık, sıcaklık, basınç, rüzgar, nem ve yağış vb…

2- Fizyografik faktörler: Enlem, boylam, yükselti, bakı, yeryüzü şekli vb…

3- Edafik faktörler: Toprak özellikleri.

4- Biyotik faktörler: Bitki, hayvan, insan, mikroorganizmalar.

Sözlükte doğal çevre ne anlama gelmektedir?

İnsan ile kültürün dışında kalan doğa ve tüm canlılar, bk. çevre. krş. toplumsal çevre, kültürel çevre.

Fıkra Nedir?

Sözlükte “fıkra” ne demek?

1. Kısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürücü öykü, anekdot; paragraf.
2. Gazetelerin ya da dergilerin belirli sütunlarında, genel başlık altında gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddi ya da eğlendirici yazı türü, köşe yazısı; omur.
3. Yasa maddelerinin kendi içlerinde satır başlarıyla ayrıldıkları ufak bölümlerden her biri.

Cümle içinde kullanımı

Nasrettin Hocanın hemen bütün fıkraları insanla vicdan arasındaki münasebete ilişkindir.
– B. Felek

Fıkra kelimesinin ingilizcesi

n. anecdote, joke, clause, paragraph, funnies, article
Köken: Arapça

Ahval Nedir?

Ahval kelimesinin sözlükteki anlamı

Durum, haller, vaziyet, davranış.

Örnek cümle içinde kullanımı: İşte, bu ahval ve şerait içinde vazifen… (Atatürk)

İngilizcesi

n. conditions, circumstance, modifying condition, influencing factor

 
Köken: Arapça

Mba Nedir?

Mba (İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı) nedir?

MBA (okunuşu: embiey) (Master of Business Administration; İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı), işadamı ve iş kadınlarına yönelik olarak geliştirilmiş lisansüstü bir yeterlik derecesidir. MBA'in amacı, öğrencileri rekabetçi dünyanın yönetim sorumluluğunu üstlenebilecek bireyler haline getirecek şekilde eğitmektir.

İlk olarak 1902 yılında, ABD'deki Dartmouth College (Hanover, New Hampshire) bu dereceyi alan mezunlarını vermiştir. Bu program daha sonraları dünyadaki birçok üniversitede uygulanmaya başladı ve özellikle son 20-30 yıl içerisinde, dünya genelinde işletme dalında tercih edilen bir yeterlik haline gelmiştir.

Türkiye'de de üniversiteler İşletme yüksek lisans programlarına bu ismi vermeyi tercih etmektedirler. Çalışanlara yönelik MBA programlarında Executive MBA, kısaca EMBA denir. MBA'in liselere uyarlanmış hali Türkiye'de t-MBA adı altında bazı özel liselerde uygulanmaktadır.

E-Mba

Uzaktan eğitim şeklinde yapılan MBA çeşididir. Ülkemizde birçok vakıf üniversitesi ve bazı devlet üniversiteleri özellikle çalışma hayatında bulunanlara kolaylık sağlamak amacıyla e-MBA programları başlatmış bulunmaktalar.

e-MBA programında dersler internet üzerinden verilmektedir. Eğitim süresi 3 yarıyıldır. Altı yarıyıla kadar uzayabilir. Türkiye'de son yıllarda birçok üniversite e-MBA eğitimi vermeye başlamıştır. Anadolu Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Mersin Üniversitesi, Işık Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Fatih Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesi uzaktan MBA programı veren üniversitelerdir. Bu programların tamamı YÖK onaylı programlardır ve birçoğunun diplomaları normal MBA programlarından farklı değildir.

e-MBA programlarında dersler için okula gidilmez. Sadece final sınavları için okula gidilmesi gerekmektedir. Özellikle çalışan kişilerce, işlerini aksatmadan devam edilebilen bir eğitim olması sebebiyle çokça tercih edilmektedir.

Executive Mba

Yönetici MBA anlamına gelir. Executive MBA öğrencileri, profesyonel iş deneyimine sahip kişilerden oluşmakta ve çok yoğun bir program takip edilmektedir. Belli bir sene yöneticilik deneyimine sahip olmayanlar bu programa kabul edilmezler. Öğrenciler çalışanlardan oluştuğu için bu program genelde akşamları, hafta sonları veya online olarak verilmektedir. Katılımcılar genelde çalıştıkları şirketlerin özel sorunları ve problemleri üzerine proje çalışması yürütürler. Executive MBA programları daha çok pratik ve uygulamaya yöneliktir.

Program 3 yarıyılda tamamlanır en çok 6 yarıyıla uzayabilir. Program bazı temel dersler ve dönem projesinden oluşmaktadır.

Mba Ücretleri

MBA eğitimi dünyada olduğu gibi Türkiye'de de oldukça popülerdir. Dersler çoğu zaman hem akademik hem de iş dünyasında söz sahibi olan kişilerce verilmektedir. Bu durum, MBA ücretlerini diğer yüksek lisans programlarına göre daha yüksek yapmaktadır.

Fakat bu eğitim için çok geniş bir fiyat aralığı vardır. Örneğin 6.000 TL – 40.000 TL arası bir fiyatlandırma söz konusudur. Üniversiteye, eğitim süresine, eğitim diline göre fiyatlar çok farklılık göstermektedir.

Yalnızlık Nedir?

Sözlükte “yalnızlık” ne demek?

1. Yalnız olma durumu, kimsesizlik.
2. Kimse bulunmama durumu, ıssızlık, tenhalık.

Cümle içinde kullanımı

İnsan toplum içinde yaşamasaydı yalnızlık duygusu diye bir duygunun var olduğunu bilebilir miydi? – O. C. Kaygılı
Dostlarla da yollar ayrılalı bir bir / Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
– C. S. Tarancı

Yalnızlık kelimesinin ingilizcesi

n. desolation, loneliness, privacy, singleness, solitude

Obsesif Nedir?

Obsesif nedir?

Obsesyon hastalığına yakalanmış, bir şeyi çözüme kavuşturmadan rahat edemeyen, bu durumu uyku yüzü görmemeye kadar ilerleten, gamsız olamayan, psikolojiye göre obsesif kompulsif bozukluğu olan kişilere “obsesif” denir. Obsesyon'da bir ruh hastalığıdır.

Kompülsiyon (Zorlantı) nedir?

Obsesif kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve saçma bulduğu yineleyici hareketler yapmaya başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir.

Sık görülen obsesyon türleri nelerdir?

1- Bulaşma ve temizlik obsesyonları

2- Şüphe obsesyonları

3- Düzen obsesyonları

4- Saldırganlık veya zarar verme obsesyonları

5- Dini obsesyonlar

6- Sayma obsesyonları

Obsesif kişiler toplumda ne sıklıkta görülür?

%1-1,8 arasında görüldüğü saptanmıştır. Hafif şekilleri de dahil olmak üzere hayat boyu rastlanma oranı %5,9 olarak bulunmuştur.

Obsesif olup olmadığımı nasıl anlarım?

Ya sevdiklerimin başına kötü bir şey gelirse?

Sevdiklerime bir zarar verir miyim?

Dua ederken içimden Allah’a sövmek geliyor.

Yolda değdiğim kişilerden mikrop bulaşır mı?

İnsanlara kötü sözler söyler miyim ya da onlara bir zara verir miyim?

Ocağı veya kapıyı açık unutmuş olabilir miyim?

İçimden arabayı duvara çarpmak geliyor?

Bu ve benzeri sorular istemeden aklınıza geliyorsa, yaşamınızda belirgin bir sıkıntıya neden oluyorsa, saçma olduklarını düşündüğünüz halde kafanızdan atamıyorsanız sizde obsesif olabilirsiniz.

Obsesiflik nasıl tedavi edilmektedir?

Obsesifliğin tedavisi ilaçla ve psikoterapiyle mümkündür. Kendinizinde obsesif olduğunu düşünüyorsunu hemen bir psikiyatriste başvurunuz.

Sözlükte obsesif ne anlama gelmektedir?

Takıntılı.

Sql Nedir?

Sql (Structured Query Language) nedir?

Sql, İngilizce Structured Query Language'nin kısaltılmışıdır. Yapılandırılmış Sorgu Dili anlamına gelmektedir. Ayrıca Bir veritabanından bilgi çekmeye, sorgulamaya yarayan bir program dilidir. Belirli komutlar yoluyla veritabanına veri gönderilmesi, verinin işlenmesi, düzenlenmesi, silinmesi gibi işlemler yapılır. Sql IBM tarafından 1975 yılında yaratılmıştır. SQL temelde, nesne-ilişkili (object-relational) veritabanı yönetim sistemlerini desteklemek için tasarlanmıştır. Fakat bu amacın ötesinde, ANSI ve ıso standartları tarafından belirlenmiş, birçok özelliğe sahiptir.

Neden veri tabanlarına ihtiyaç duyarız?

Veritabanı, adı üstünde verilerin saklı olduğu yerdir. Bilgiyi hızlı bir şekilde kullanıcılara ulaştırırken, sıralarken, sınıflandırırken ve benzeri işlemlerle dinamik sayfalar oluştururken bize lazım olacak temel şeydir.

SQL dilini kullanan ve en çok bilinen veri tabanları hangileridir?

1- Sybase

2- Mysql

3- Mssql

4- PostgreSQL

5- microsoft SQL Server

6- Oracle

7- Firebird

Veri tabanı türleri nelerdir?

1- Dosya sistemleri modeli

2- Hiyerarşik veri tabanı modeli

3- Şebeke veri tabanı modeli

4- İlişkisel veri tabanı modeli

5- Nesne veri tabanı modeli

6- Nesne-İlişkisel veri tabanı modeli

Ana Sql komutları nelerdir?

1- SELECT: Veritabanından bilgi almak-çekmek-kopyalamak için kullanılır.

2- UPDATE: Veritabanını güncellemek için kullanılır.

3- DELETE: Veritabanından bir veya birden fazla satırı silmek için kullanılır.

4- INSERT INTO: Veritabanına yeni bir satır eklemek için kullanılır.

Mssql nedir?

Mssql server bir veritabanı sunucu yazılımıdır. Veritabanlarının oluşturulmasını ve yönetilmesini sağlar. Verilerin organizasyonunu merkezi olarak yapan Sql Server client uygulamaların server üzerindeki verilere erişmesinide sağlar.

Mysql nedir?

MySQL, altı milyondan fazla sistemde yüklü bulunan çoklu iş parçacıklı (multi-threaded), çok kullanıcılı (multi-user), hızlı ve sağlam (robust) bir veritabanı yönetim sistemidir.

Hiyerarşi Nedir?

Sözlükte “hiyerarşi” ne demek?

1. Makamların, rütbelerin önem sırası, aslık ve üstlük düzeni, aşama gösterilerek yapılan sınıflama, aşama sırası.

Cümle içinde kullanımı

Emeklilik dönemlerinde bile eski askerlik hiyerarşisini sürdürürler.
– H. Taner

Hiyerarşi kelimesinin ingilizcesi

n. hierarchy, pecking order, social order
Köken: Fransızca

Hiyerarşi ne demek? (Ekonomi)

(Hierarchy) Yunanca yetki, rütbe veya aşama sırası anlamında. Özellikle Kamu Yönetiminde en küçük memurdan başlayarak onun en yüksek amirine kadar olan yetki ve sorumluluk sıralamasını ifade eder. Eski deyimle buna "silsile-i meratip" adı verilir.

İso 9001 Nedir?

Iso 9001 nedir?

Iso 9001'in ne olduğunu öğrenmeden önce ıso ne anlama gelmektedir ona bir bakalım. Iso Latince bir kelimedir ve eşit ya da düzenli anlamına gelen Isos kökünden gelmektedir. Iso Uluslararası Standardizasyon Örgütü’nün kısaltması değildir. ISO 9001 ise; ISO 9001 ise etkin bir kalite yönetim sistemini tanımlayan bir standarttır. Kuruluş bu standardın şartlarını sağladığında ISO 9001 belgesini alabilir. Standart, merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde yer alan ve 90’dan fazla ülkenin üye olduğu Uluslararası standardizasyon Örgütü (International Organization of Standardization–IOS) tarafından geliştirilmiştir.

Iso 9001 belgesi şirketlere ne kazandırır?

ISO 9001 belgesi ilgili kuruluşun ürün veya hizmetlerinin uluslararası kabul görmüş bir yönetim sistemine uygun olarak sevk ve idare edilen bir yönetim anlayışının sonucunda ortaya konduğu ve dolayısı ile kuruluşun ürün ve hizmet kalitesinin sürekliliğinin sağlanabileceğinin bir güvencesini belirler.

Şirketleri belgelendirme yetkisi hangi kurumdadır?

Şirketleri belgelendirme yetkisi üye ülkelerin akreditasyon kurullarına göre verilmiştir. Türkiye’deki akreditasyon yetkisi TÜRKAK'a verilmiştir.

Iso 9001 kalite yönetim sistemi dögüsü nedir?

Iso 9001 kalite yönetim sistemi, Puko adı verilen Planla – Uygula – Kontrol et – Önlem Al döngüsüne dayanmaktadır.

Kurumlar neden Iso 9000 belgesi almalıdırlar?

1- Kuruluşta kalite anlayışının gelişimini,

2- Karın, verimliliğin ve pazar payının artmasını,

3- Etkin bir yönetimi,

4- Maliyetin azalmasını,

5- Çalışanların tatminini,

6- Kuruluş içi iletişimde iyileşmeyi,

7- Tüm faaliyetlerde geniş izleme ve kontrolü,

8- İadelerin azalmasını,

9- müşteri şikayetinin azalması, memnuniyetin artmasını sağlayan,

10- Ulusal ve uluslararası düzeyde uygulanabilen bir yönetim sistemi modeli olduğu için…

Iso 9001'in dış yararları nelerdir?

1- Kuruluşun imajının güçlenmesi,

2- Müşteri memnuniyeti,

3- Müşteri artışı,

4- Rekabet gücünün artması

5- Daha iyi tedarikçi ilişkileri Iso 9001'in dış yararları arasında sayılabilir.

Iso 9001'in iç yararları nelerdir?

1- Yönetimin etkinliği,

2- Olumlu kültürel değişim,

3- Kalite bilincinin oluşması,

4- Daha iyi bir dokümantasyon,

5- Sistematikleşmek,

6- Standardizasyon ve tutarlılık,

7- Etkinlik ve üretkenlik artışı,

8- Maliyetlerin azaltılması Iso 9001'in iç yararları arasında sayılabilmektedir.

ISO 9001:2008 nedir?

ISO 9001 standardı, her 5 yılda bir ISO tarafından gözden geçirilmekte ve uygulayıcıların görüşleri ve ihtiyaçlar doğrultusunda gerekli revizyonlar yapılarak yeniden yayınlanmaktadır. 2008 rakamı, bu revizyonun 2008 yılında yapılıp, yayınlandığını gösteren revizyon tarihidir (ISO 9001:2008 versiyonu).

Dış Bağlantılar

Iso resmi web sitesi

Iso 9001 Görev tanımları ve talimatlar

Iso 9001 kalite yönetim sistemi dögüsü

Amip Nedir?

Amip nedir?

Bir gözeli hayvanlardandır. Sürekli değişiklik durumundadır. Genellikle tatlı sularda ve nemli alanlarda yaşar. Bir, yahut çok çekirdekli olur. Yalancı ayakları lop veya yaprak biçimindedir. Vücudu genellikle çıplaktır. Sitoplazmasındakİ sindirim kofulları önemli organsılarından biridir. Suda çözelmiş olarak bulunan besin maddeciklerini, sitoplazmaları ile doğrudan doğruya emer. Katı tanecikleri de önce ayakları yardımıyla yakalar, sonra sitoplazmanın içine doğru çekerek sindirim kofullarına doldurur. Besin maddecikleri burada kimyasal bir değişikliğe uğrayıp sindirilir ve sitoplazma tarafından yutulur. Amip'in üremesi ikiye bölünme suretiyle olur. Meydana gelen iki ayrı hücre kendi başlarına yaşamaya devam ederler.

amip

Familyası: Amipgiller (Amobidae).  Tatlı su birikintilerinde, çamurlarda, denizlerde bağımsız veya insan ve hayvanlarda asalak olarak yaşayan tek hücreli hayvancıklar. Mikroskobik olup çok küçüktürler. Bununla beraber yarım milimetre çapında olup, yaşadığı sularda beyaz noktalar şeklinde çıplak gözle de görülebilen çeşitleri vardır. Amiplerin vücut yüzeyini saran ince bir hücre zarı, iç kısmını dolduran stoplazma (sıvı madde) ve ortada bir çekirdeği vardır. Çok çekirdekli olan amiplere de rastlanır.

Psodopod denilen yalancı ayak uzantıları ile akar gibi hareket ederler. Hareket edeceği zaman vücudunun bir kısmı uzamaya başlar. Biraz sonra stoplazması bu kök gibi uzayan kısmın içine akar. Böylece amip ileriye doğru yol almış olur. Amip, hayati faaliyeti için gerekli enerjiyi, yalancı ayaklarla sararak vücuduna aktardığı besinlerden sağlar. Amipler, besin olan nebati ve hayvani zerrelerle, yiyecek olmayanları ayırır. Genellikle iki akışkan kol, yiyecek maddesini sararak birleşir ve böylece yiyecek, vücudun içine aktarılmış olur. Besin, vücutta “besin kofulu” (havuzcuğu) içinde sindirildikten sonra “boşaltım kofulu” ile artık madde ve fazla sular vücut dışına pompalanarak atılır.

Amipler çekirdek ve stoplazmaları ortadan uzayıp iki parçaya ayrılarak ürerler. Yeni yavru amipler gelişerek eski büyüklüğe ulaşır. Sonra onlar da ortadan bölünerek yeni amipler meydana getirirler. Kötü iklim ve yaşama şartlarında amip, hayati faaliyetini minimum seviyede yavaşlatıp, vücudunu salgıladığı bir örtü ile sarıp yuvarlak küre haline dönüşür. Buna kist denir. Amipin yaşadığı su birikintisi kuruyunca kist şekline dönüşmüş olan amip ölmez. rüzgar bu kistleri sürükleyerek çevreye dağıtır. Kist, aylarca yağmur mevsimini bekler. Uygun sulu bir muhite düşünce çevresindeki zar erir, amip yeniden faaliyete geçer. Birbiri ile birleşerek üreyen amipler de vardır. göl suyundan bir bardak numune alınıp, mikroskop lamı üzerine damlatılıp incelendiğinde, amiplere rastlamak oldukça zordur.

Çünkü amipler çoğunlukla ya yaşadıkları bölgenin su yüzeyinde hareket eder veya çamurda bulunur ya da alınan numunenin kenarlarında toplanırlar. Mikroskopta lam üzerine damlatılan bir damla göl suyunda eğer amip örneklerine rastlanırsa, hareketlerini ve beslenmelerini incelemek oldukça ilgi çekicidir. İnsanların barsak boşluğunda yaşayan dizanteri hastalığı amili (etkeni) olan amip zararlıdır. Dizanterinin bu amip tarafından yapılan türüne “Amipli dizanteri” denir. İnsan bu mikroorganizmaları taşıyan besinleri yemekle bunları vücuduna alır.

Yaşadığı yerler

Su ve su birikintilerinde bağımsız, insan ve hayvanlarda parazit olarak yaşarlar.

Özellikleri

Mikroskobiktir (gözle görülmez).

Çeşitleri

Bağımsız veya asalak yaşayan çok çeşiti vardır. Tatlı su amipi (Amoeba proteus) ve Dizanteri amipi (Entamoeba histolytica) en çok tanınanlarıdır.

Sözlükte “amip” ne demek?

1. Amipler takımından, vücudunun biçim değiştirmesiyle oluşan geçici kollar ya da ayaklar üzerinde sürünerek yer değiştiren, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan birgözeli canlı (amoibe).

Amip kelimesinin ingilizcesi

n. amoeba [Brit.], ameba, microscopic one-celled organism
Köken: Fransızca

Ezan Nedir?

Sözlükte “ezan” ne demek?

1. İslamlıkta namaz vaktini bildirmek için müezzinin yaptığı çağrı.

Cümle içinde kullanımı

Çınaraltı’na geldikleri zaman akşam ezanı okunmaya başlamıştı.
– T. Buğra
Emirgan Camiinden yankılanan sabah ezanını duydular.
– A. İlhan

Ezan kelimesinin ingilizcesi

[Adhan] n. Calvary
n. (Islam) azan, Islamic call to prayer called by the muezzin five times a day from a mosque’s minaret
Köken: Arapça

Stopaj Nedir?

Stopaj nedir?

Stopaj (kaynaktan kesme), gelir vergisinde, özellikle maaş ve ücretlilerin vergi borçlarının ödenmesinde, gelir henüz sahibinin eline geçmeden verginin kesilmesini ifade eder.

Uygulamanın Amacı

Vergilerin tahsilini daha kolay ve garantili şekilde gerçekleştirmek, küçük matrahların vergiden kaçırılmasını önlemek, maliye idaresinin ve vergi mükellefinin işlem yükünü azaltmak, verginin, gelirin doğuşundan çok kısa bir süre içinde maliye dairesine geçmesini sağlamak ve nihayet verginin mükellef üzerindeki psikolojik etkisini gidermektir.

Türkiye'de stopaj usulüne göre, maaş ve ücretlerden kesilen vergi tutarının, ertesi ayın 23. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine muhtasar beyanname ile birlikte verilmesi genel kuraldır. Aynı şekilde Kurumlar Vergisi Kanunu'na göre, dar mükellefiyete tabi olan kurumlarda ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları, gayri maddi hakların satışı, devri ve temlikinden alınan değerler kurumlar vergisi tevkifatına tabidir. İşte bu kanunlardaki hükümlere göre vergi sorumlularının ödediği vergi borcu, kendilerinin borcu değildir, ama gerçek vergi mükelleflerinin vergi borcunu kesip vergi dairesine yatırmaları söz konusudur.

Gelir Vergisi Kanununa göre; vergi sorumlusu olup stopaj usulü gereğince vergi mükelleflerinin vergi borcunu ilgili vergi dairesine yatırması gereken kurum ve kişiler şunlardır : Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, gerçek gelirlerini beyana mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabına göre tespit eden çiftçiler.

Stopaj ne demek? (Ekonomi)

(Witholding, deduction at the source) Buna kaynakta kesme (tevkif) yöntemi de denebilir. Bir vergi ödeme yöntemidir. gelir vergisi ile birlikte ortaya çıkmış ve giderek daha geniş bir uygulama alanı kazanmıştır. Bu usulde vergi borcu mükellefin kendisi tarafından değil, aracı durumundaki bir üçüncü kişi tarafından ödenir. Örneğin fabrikada çalışan işçilerin gelir vergileri işveren tarafından, ücretlerden kesilir ve Vergi Dairesine yatırılır. Bunun gibi, memurlann gelir vergisi de ilgili kamu kuruluşu tarafından maaş ödenmeden memurun maaşından kesilerek vergi dairesine ödenir. Ücret ve maaş gelirleri dışında uygulandığı başka vergi alanları da vardır (menkul sermaye iradı gibi) Bu usul vergi kaçakçılığına olanak vermez. Vergi dairesinin işini de büyük ölçüde azaltır. Ayrıca vergi gelirleri, doğuşundan kısa bir süre sonra Maliyeye geçmiş olur.

Bakır Nedir?

Bakır nedir?

Simgesi Cu, atom sayısı 29, atom — ağırlığı 63, 57, yoğunluğu 8, 78, ergime noktası 1083°, kaynama noktası 2.300°'dir. Kolay dövülüp işlenebilen bir madendir. Tabiatta serbest bir halde bulunur. Daha çok Kuzey Amerika'da, Katanga'da, Rodezya'da, Şili'de, İspanya'da, Urallar'da rastlanır. Bakır filizleri sülfürlü, oksitli ve karbonlu olmak üzere üçe ayrılır. Başlıcaları şunlardır: Kuprit (Cu2 0), kalkozit (Cu2 S), Malahit (Cu (OH)j-Gu C03).

Bakır, insanların ilk kullandığı madenlerden biridir. Milattan 8.000 yıl öncesinden beri bilindiği tahmin edilmektedir. M.Ö. 5.000 yıllarında gelişmiş bakır eşyaya rastlanmıştır. M.O. 3.700 yılından itibaren tunç yapılmaya başlanmıştır. Daha sonra bakır Mısır'dan Yunanistan'a geçmiştir. Çin'de ise 2.500 yılında kullanılmakta olduğu destanlardan anlaşılmıştır. Anadolu'da da bakır Çağı kalıntıları bulunmuştur.

bakır

Saf bakırın elde edilmesi şu beş işlemden sonra mümkün olur: 1. Filizin zenginleştirilmesi, 2. kavurma, 3. ergitme, 4. oksitleme, 5. saflaştırma. Son işlemden önce bakır oranı %99'u bulduğu halde, içindeki çok az miktardaki yabancı maddeler bakırın iletkenliğini azaltır. Beşinci ameliye bu yüzden gereklidir. Günlük hayatta en çok rastlanan madenlerden biri bakırdır. Gümüşten sonra en iyi elektrik iletkenidir. Elektrik endüstrisinde tel ve levha olarak kullanılır. Isı iletkenliği de çok iyi olduğu için mutfak eşyası yapılır.

Yumuşak olan bakıra sertlik ve dayanıklılık vermek için başka maddeler katılır. Böylece bakır alaşımları elde edilir. Başlıcaları pirinç, tunç, nikel ve alüminyum paralardır. Bakır çabuk oksitleşerek kimyevi bileşikler meydana getirir. Bakır sülfat, bakır nitrat, bakır klorür bunların başlıcalarıdır. Çok zehirli olan bu tuzların yemeklere karışmasına, «bakır çalması» denir. Bu yüzden bakır kaplar, kalaylı olarak kullanılmalıdır. Bakır zehirlenmesinde kusturulur, mide yıkanır.

Özellikleri

Periyodik cetvelde 1B grubundadır. Hakiki metal olup, eksi değerleri yoktur. gümüş ve altın ile aynı gruptandır. atom numarası 29, Atom ağırlığı 63,546’dır. Kararlı izotoplarının kütle numaraları 63 ve 65'tir. Radyoaktif izotoplarının kütle numaraları 58,59,60,61,62,64,66,67 ve 68’dir. 20°C’deki yoğunluğu 8,95 g/cm3tür Erime noktası 1083°C, kaynama noktası 2595 oC’dir. Spesifik (özgül) ısısı 0,0919 cal/g/ oC’dir. Sertliği (Mohs skalası) 3,0’dır. Elektron dizilişi ls 2 , 2s 2 2p 6 , 3s 2 , 3p 6 3d 10 , 4s 1 ’dir. Değerliği +1 ve +2’dir. Erime ısısı 50,6 cal/g’dır. Spesifik direnci 1,682 mikroohmdur.

Hidrojenden pasif olup, civa, gümüş, altın ve platinden aktiftir. Bakıra oksijensiz asitler etki etmez. Oksijenli asitler yükseltgen olarak etki eder. Bakır atmosferik şartlara oldukça dayanıklıdır. kükürt ve bileşikleri aşındırıcı etki yaparlar. Mukavemeti düşük, döküm ve kaynak kabiliyeti iyi değildir. Kübik yüzey merkezli kristal yapısı sebebiyle soğuk olarak şekillendirilebilir.

Bulunuşu

Bakır, tabiatta metal olarak bir çok yerlerde dağınık olarak bulunur. Birçok kaya ve toprakta olduğu gibi, okyanus çamurunda, nehir kumlarında, deniz bitkilerinin küllerinde, deniz mercanlarının birçoğunda, insan karaciğerinde ve salyangoz gibi yumuşakcalarda bulunur. Bakır cevherleri genel olarak üç sınıfa ayrılır: 1. Tabii bakır, 2. Sülfürlü cevherleri, 3. Oksitli cevherleri.

Başlıca mineralleri

Kalkosit (Cu 2 S), kovellit (CuS), kalkopirit (CuFeS 2 ), bornit (Cu 5 FeS 4 ), tetrahedrit (Cu 3 sbs 3 ), kubrit (Cu 2 O), tenorit (CuO), malahit (CuCO 3 Cu (OH) 2 ), azurit (2CuCO 3 Cu(OH) 2 ), turkuaz (CuAl 6 (PO 4 ) 4 (OH) 8 ). En önemli sülfür minerallerinde, demir ve bakır sülfürlerle birleşmiş halde bulunur. Bir mineral % 6’dan fazla bakır bulunduruyorsa, zengin sayılır. Bakır rezervlerinin % 90’ının yeri bilinmektedir. En çok bakır mineraline sahip memleketler, Amerika Birleşik Devletleri (Rocky Dağında ve Great Basin bölgesinde), Şili, Peru (And Dağlarında), Afrika (Kongo ve Zambiya’da), Kanada (Kuzey Mişigan’da), Alaska, Çin, Rusya ve Avusturya’dır.

Ülkemizde Ergani, Murgul ve Küre yörelerinde bakır yatakları vardır. Alaşımları: Bakırın özelliklerini istenilen yönde değiştirmek amacıyla alaşımlama yapılır. Saf bakırın çekme mukavemeti 16 kg/mm2dir ve soğuk şekillendirme sonucu 50’ye çıkabilir. Fakat esneme özelliğinde önemli derecede azalma görülür. Hatta kopma uzaması sıfıra düşebilir. Korozyon mukavemetinde düşme görülür. Alaşımlama ile de sertlik ve mukavemet arttırılabilir. Özellikle pirinç dediğimiz Cu-Zn (bakır-çinko) alaşımlarında alaşımlama ile hem sertlik ve mukavemet hem de süneklik artmaktadır. Alaşımlamada çok az rastlanan bir durumdur. % 37’ye kadar Zn (çinko) ihtiva eden alaşımlara a pirinci, % 37-44 arasında Zn ihtiva eden alaşımlara a + b pirinci denir.

Çekme mukavemeti alaşımdaki Zn oranıyla orantılı olarak artar ve % 44 Zn ihtiva eden pirinçte saf bakırın iki katını geçer. Kopma uzaması ise % 30 Zn ihtiva eden alaşımda en yüksektir. Saf bakıra göre % 40 daha fazladır. a pirinci soğukta şekillendirilebilir. Döküm kabiliyeti iyi değildir. a + b pirinci soğukta şekillendirilemez. Fakat talaşlı işlenmesi kolaydır. Kurşun katılırsa daha da iyi olur. Pirincin rengi sarı olduğu için süs eşyası yapımında, ısı değiştiricilerde, dövme ve haddeleme gibi usullerle şekillendirilmesi zorunlu olan parçalarda, çalgı aletleri yapımında silah fişekleri yapımında kullanılır.

bakır

Pirinç içerisinde Ni (nikel) bulunursa, mukavemet daha da yükselir. Mn (mangan), deniz suyu ve kızgın buharlara karşı direnci artırır. Al (alüminyum) yüksek sıcaklıkta oksitlenmeye karşı direnci artırır. Bakırın Zn’dan başka diğer elemanlarla yaptığı alaşımlara bronz denir. En fazla bulunan alaşım elemanına göre isimlendirilir. Bronzlar içerisinde en fazla kullanılan kalay bronzudur. % 9’dan daha az Sn ihtiva eden alaşımlar soğukta ve sıcakta dövülebilir.

Bunlara dövme alaşımları denir. % 9-20 arasında kalay ihtiva eden alaşımlar oldukça serttir ve döküm olarak imal edilirler. Bronzlar korozyon ve aşınmaya oldukça dayanıklıdırlar. Kaymalı yatakların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Türbin, dişli, sonsuz vida ve benzeri uygulamalarda kullanılır. Kalayın fiatı çinkonun yaklaşık olarak 10 katı kadardır. Bu sebepten bronz alaşımları pirince göre çok pahalıdırlar. Berilyum bronzu % 1-3 arasında berilyum ihtiva eder. Berilyum oranı düşüktür. Fakat nadir elementlerden olduğu için en pahalı ve aynı zamanda en mukavim bakır alaşımıdır.

Mangan bronzu % 12’ye kadar mangan ihtiva edebilir ve 400°C’ye kadar sıcaklıklarda kullanılabilir. Kalay ve çinkonun toplam oranının % 15’i geçmediği bakır alaşımlarına kızıl döküm denir. Döküm kabiliyetleri ve korozyon dayanıklığı iyi olduğundan, gemi pervaneleri, kağıt haddeleri, vana imalatında kullanılırlar.

Elde edilmesi

Bakır filizleri genellikle % 1-2 civarında bakır ihtiva ettiklerinden, önce filizler zenginleştirilir. Mineraller önce kırılır, sonra öğütülür. Öğütülen mineraller flatasyon (yüzdürme) metodu ile zenginleştirilir. Bu metodla mevcut bakır minerallerinin % 90’ı diğer yabancı kısımlardan ayrılır ki, bu kısım % 32 bakır ihtiva eder. Okside bakır minerallerine ise flatasyon metodu uygulanmaz. Bunlar doğrudan doğruya asid ile yıkama ameliyesine gönderilir. Flatasyon yapmak için konulan 100 kg bakır cevherinden ancak 1 kg zengin bakır cevheri elde edilir ki bu da kırma, öğütme ve flatasyon işleminin maden ocaklarında yapılmasının gerektiğini gösterir. Flatasyon ile zenginleştirilmiş sülfürlü cevherler kavurma işlemine tabi tutulur. Bu da yüksek sıcaklıkta sülfürlü cevherlerin hava akımına tabi tutulmasıdır.

Bu esnada erime olmamalıdır. Kavurma işleminde, cevherde bulunan kükürtlerin bir kısmı SO 2 (kükürt dioksit) haline döndürülerek yok edilir. Geriye demir ve bakır oksid kalır. Kavurma fırınından gelen zenginleştirilmiş cevherler cevher fırınında eritmeye tabi tutulur. Burada ısıtma gazla veya pulvarize edilmiş kömürle yapılır. Eritme işleminin sonunda iki tabaka teşekkül eder ki, biri curuf, diğeri (altta) mattır. Matta demir ve bakır sülfürler bulunur. Ayrıca matta serbest bakırın çok olması istenmez. Bakır miktarı ekseri % 40-45’tir.

Elde edilen mat, ağırlığının 1/4’ü kadar silis mineralleriyle sıcak konvertere yüklenir. Yarım saat hava üflenir. Önemli miktarda curuf teşekkül eder. Bu curuf alındıktan sonra yeniden mat ve silis ilave edilerek tekrar hava üflenir. Bu işlemler tekrarlanarak 200-300 ton mat, 60-120 ton blister bakır elde edilir. Bu blister bakır % 98-99,5 saflıkta olabilir. Curufta ise % 1,5-2,5 bakır bulunabilir. Konvertere hava üflenmesiyle matta bulunan demir sülfür, FeO halini alır ki bu da SiO 2 ile FSiO 3 halini alır ve curufa geçer. Demir sülfürün (FeS) bu reaksiyonundan ve curufa geçişinden sonra bakır sülfürün (Cu 2 S) reaksiyonu başlar: 2Cu 2 s + 3 0 2 › 2 Cu 2 0 + 2SO 2 Cu 2 S + CU 2 0 ® 6 Cu + S0 2

Bu şekilde elde edilen bakır, yaklaşık olarak % 0,02-0,03 arsenik, % 0,015- 0,178 antimon, % 0,001-0,15 kurşun, % 0,005-0,05 nikel, % 0,002-0,12 çinko, % 0,03-0,25 demir, % 0,06-0,2 kükürt ihtiva eder. Ayrıca ton başına 70-3136 gram gümüş ve 0,56-8,68 gram altın bulunur. Elde edilen blister bakır, ateş rafinasyonuna veya elektrolit rafinasyona tabi tutularak % 99,99 saflıkta bakır elde edilir. Eğer bakır cevherleri karbonat halinde ise, kavurma işlemi ile Cu0 elde edilir. Kavurma ürünü: 3 CuO+Fe 2 (SO 4 ) 3 +3H 2 O › 3CuSO 4 +2 Fe(OH) 3 reaksiyonuna tabi tutulur. Bakır sülfat (CuSO4) suda çözünür ve çözelti halinde alınır. Bakır sülfat metalik demir ile reaksiyona sokulur: Fe+CuSO 4 › Cu+FeSO 4

Bileşikleri

Bakır-2-asetat (Cu(CH 3 COO) 2 H 2 O) yeşil toz veya koyu yeşil monoklinal kristal halindedir. Mantar öldürücü ve bazı organik reaksiyonlarda katalizör olarak kullanılır. tekstil boyalarında kullanılır. Bakır arsenat (Cu 3 (AsO 4 ) 2 4H 2 O) böcek öldürücü olarak, sümüklü böcek kontrolünde ve ahşapların korunmasında kullanılır. Bazik bakır karbonat (CuCO 3 Cu(OH) 2 ) toz halinde veya koyu yeşil kristaller halindedir. Seramikte, pigment olarak, boya ve vernik endüstrisinde kullanılır. mantar öldürücüdür. Bakır-l-klorür (Cu 2 Cl 2 ) beyaz tozdur. Nemli havada ve ışıkta renk değiştirir. Organik kimyada ve petrol endüstrisinde katalizör olarak kullanılır. Bakır-2 klörür (CuCl 2 ) sarımtrak esmer renkte olup nem çekicidir.

Tekstil boyacılığında ve basmacılıkta mordan olarak, fotoğrafçılıkta, petrol endüstrisinde koku giderici olarak kullanılır. Bakır-1 oksid (Cu 2 O) koyu kırmızı veya karmen kırmızısı kristaller veya granül halde bulunur. Bakır-2 oksid (CuO) siyah renkte, granül veya toz halinde bulunur. Sun’i ipek endüstrisinde, seramik imalatında, renkli cam yapımında ve birçok kimyasal reaksiyonlarda katalizör olarak kullanılır. Bakır-2 sülfat (CuSO 4 ) ticari olarak en önemli bir bileşiktir. Çok kullanıldığı hali CuSO 4 .5H 2 O’ dur. Bu hale göztaşı (mavitaş) da denir. Ziraatte kullanılan bordobulamacı, bakırsülfat ve kalsiyum hidroksitten yapılır. Bu bulamaç bahçe, bağ ve sebze ziraatinda ilaç olarak kullanılır. Sun’i ipek elde edilmesinde, yüzme havuzlarında üreyen bitkisel parazitlerle mücadelede kullanılır.

Sun’i ipek elde edilmesinde, yüzme havuzlarında üreyen bitkisel parazitlerle mücadelede kullanılır. Azo boyalarının imalatında, deri debbağlamada ve ahşapların muhafazasında kullanılır. Bakırın kullanılışı: Bakır, ısıyı ve elektriği en iyi ileten bir maden oluşu sebebiyle elektrik, telefon, telgraf, kablo ve telleri elektrik motorları, dinamolar, motor sargıları, şalterler ve daha birçok benzeri sınai araç ve gereçlerde, gemi yapımında da iç düzene ait tesislerde önemli yer tutmaktadır. Metal paraların yapımında da, diğer madenlerle birlikte alaşımlı olarak faydalanılmaktadır. Ayrıca atmosfer aşındırmasına karşı yeterli dayanıklılığı sebebiyle kanalizasyonlarda, binalarda, damlara konulan levhalarda ve bazı yapıların dış süslemelerinde de kullanılmaktadır.

Mobilyacılıkta 18. yüzyılda kaplama olarak kullanılmaya başlanılmış ise de, fiyatının yüksek oluşu sebebiyle imalatı sürdürülememiştir. Tekstil sanayiinde de bakırın ayrı bir yeri ve önemi vardır. Almanya'da Glanzstoff adını verdikleri “bakır ipeği” bir dizi işlemlerden sonra lifler haline getirilerek inceltilip, tekstil imalatında kullanılmaktadır. Bakır ipeğinin boyama maddelerine karşı çok iyi birleşme özelliği, vizkoz ipeğine oranla % 30 daha fazla olduğundan tekstilde öncelik taşımaktadır. Bakırcılık: Bakırdan çeşitli alet, avadanlık, silah ve sanat ürünleri yapılmasıdır. Bulunması tarih öncesine uzanan bakırın, alet ve silah yapımında kullanılan ilk maden olduğu bilinmektedir. İlk örneklerin Kaldea'da M.Ö.4000'lerde yapıldığı sanılmakla birlikte bu tarihin daha da geriye gittiği bir gerçektir.

Alet ve silah yapımında, önce tunç daha sonra demir tercih edilmiştir; ama yemek kabı, ev aletleri, ayna ve süs eşyasında bakır daha yaygın biçiminde kullanılmıştır. Döküm için elverişli olmamasına mukabil kolay işlenir bir madendir. Dövme, kabartma, oyma ve soğuk çekme yöntemleriyle biçim verebilir. Bakır eşyalar genellikle yaldızlanarak, mine kaplanarak ya da üstüne değerli taşlar kakılarak bezenirdi. Bakırın kendine has kızılımsı rengi kaplamada kullanılan yaldıza daha koyu bir ton kazandırıyordu. Avrupa'da yaldızlı bakır 15 ve 16. yüzyıllarda özellikle mücevher ve süs eşyalarının yapımında çok sık kullanıldı. Pirinçten ve başka madenlerden daha ucuz olması, gündelik ev eşyaları yapımında bakırın kullanılmasını ön plana çıkarmıştır.

18. yüzyılda bakırcılıkta Sheffield levhası geliştirildi. Bu teknikte ince gümüş levhalar eritilerek bakırla karıştırılıyor, sonra istenen biçim veriliyordu. Sheffield levhası kısa sürede çok tutularak yaygınlaştı. Bunun sebebi yalnızca gümüş kaplamalı bakırın daha ucuz olması değil, som gümüşle yapılan ve beğenilen tasarımların Sheffield levhasına da uygulanabilmesiydi. Anadolu'da bakırcılığın tarihi günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önceye kadar inmektedir. Üreticiliğe geçiş safhasının önemli bir kültür merkezi olan Çatalhöyük'te cevherden arıtma yoluyla bakır elde edildiği arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır. Çayönü, Çatalhöyük ve Suberde kazılarında tabii bakırdan dövme tekniğiyle yapılmış M.Ö. 7000'e ait iğne, bız, kanca gibi küçük aletler ve bazı süs eşyaları bulunmuştur. Güneydoğu Anadolu'da yapılan kazılarda bulunan ve yaklaşık dokuz bin yıl öncesine ait olduğu sanılan üç bakır iğnenin, bilim adamlarınca dünyada bugüne kadar bilinen en eski madeni eşya niteliğini taşıdığı kaydedilmiştir.

Osmanlı döneminde önce, Anadolu'da, daha sonra da Balkanlar'daki bakır yataklarının yoğun olarak işletilmesi sonucu bakır işçiliği doruk noktasına erişmiş, pekçok merkezde yeni atölyeler açılmıştır. Anadolu'da bakırdan kap kacak yapımıdövme, dökme, sıvama (tornada çekme) ve preste basma teknikleri uygulanırdı. Ham bakır kalhanelerde ergitilip 50-60 cm büyüklükte yuvarlak ya da dikdörtgen tahta kalıplara dökülerek külçe haline getirilirdi. Sonra demir bir örs üstünde çekiççiler tarafından düzenli aralıklarla dövülerek inceltilirdi. Bu işlem genellikle 8 kişiden oluşan ve dövücüler veya kol denen bir ekip tarafından yapılırdı. Bu yöntem 20. yüzyılın başlarına kadar Anadolu'da ve Balkanlar'da varlığını korudu. Sonraları şahmerdan denen büyük otomatik çekiçler, insan gücüyle dövülerek yapılan inceltme işleminin güçlüğünü ortadan kaldırdı. Daha sonra “hadde silindirleri” adı verilen makinalarda, özel silindirler arasından geçirilen bakır külçeleri, istenen incelikte levhalar haline getirilmeye başlandı.

Bugün yalnızca, Muğla'ya bağlı Yatağan ilçesinin Kavaklıdere bucağında, ağırlığı 100-120 kg arasında değişen 1 metre boyunda leblebici tavaları, külçenin uzun ağır çekiçlerle dövülmesiyle yapılmaktadır. Dövme tekniğiyle kap yapımı çok zaman istediğinden, sonraları sıvama tekniği kullanılmaya başlanmıştır. Bu teknik, yapılacak kabın tornaya bağlanmış kalıbına özel demir çubuklar yardımıyla bakırın sıvanması yani bakır levhanın kalıbın biçimini almasının sağlanması işlemidir. Elde edilen ürün dövme olarak yapılan kaplar kadar dayanıklı olmasa da, böylece seri üretim nedeniyle maliyet düşürülmektedir. Daha seri bir üretim yolu olan preste basmada ise insan emeği hemen hemen yok gibidir. Geleneksel bakırcılık sanatında ayrıca bakır kapların üstüne çeşitli süslemeler yapmak için kazıma, kabartma, zımba ile vurma, ajur (kesme) ve kakma gibi birçok bezeme tekniği geliştirilmiştir.

İstanbul'un Bayezit semtindeki Bakırcılar Çarşısı'nın tarihi geçmişi Osmanlı İmparatorluğu zamanına dayanmaktadır. Bu çarşıda bugün de işlenmekte ve satışa sunulmakta olan her tür bakır eşya doğunun havasını taşıyan nargile muhafazalıkları, biblolarda kullanılabilecek türüne kadar büyüklü küçüklü mangallar, semaverler, vazolar, çerçeveler asma mum fenerleri, yabancı turistlerin ilgilerini çeker. Halkımızın da ilgi gösterdiği çeşitli bakır eşya turizm açısından da böylece önem kazanmıştır. Ancak, bakırda el işletmeciliği, bakır dövmeciliği işleri ustalarının kişisel yetenekleriyle, becerileri yavaş yavaş yerini çarklı makinalı atölyelere bırakmaktadır. Memleketimizde Maraş, Mardin, Diyarbakır ve özellikle Erzincan bakır el işlerinde ve işletmeciliğinde ünlü illerimizdir. Dünyadaki bakır üretiminin ancak % 0,4 miktarı Türkiye'de çıkarılmaktadır. En önemli bakır yatakları Ergani çevresine yoğunlaşan ana yataklardır.Murgul yöresindeki bakır yatakları da ikinci derecede yer almaktadır.

Sözlükte “bakır” ne demek?

1. Atom sayısı 29, yoğunluğu 8.93 olan, 1083 c'ye doğru eriyen, doğada serbest ya da bileşik olarak bulunan, ısı ve elektriği iyi ileten, kolay dövülür ve işlenir olduğundan eski çağlardan beri türlü işlerde kullanılan, kızıl renkli element, simgesi cu.
2. Bakırdan yapılmış kap.
3. Bakırdan yapılmış.

Cümle içinde kullanımı

Ertesi gün çadırların önünde Haldun Nedret'in Kadıköy'den getirdiği bakır lamba yanıyordu.
– A. Ş. Hisar

Bakır kelimesinin ingilizcesi

adj. cupric, cuprous, coppery, containing copper
n. copper, metallic chemical element (Cu)

Turizm Nedir?

Turizm nedir?

Yerli veya yabancı tüketicilerin bir ülke veya bölgeyi ziyareti sırasında duyacağı ihtiyaçları tatmin edecek hizmetlerin bütünü. Dinlenmek, eğlenmek, gezmek, görmek, bilgi ve görgüsünü arttırmak maksadıyla yurt içi veya yurt dışında yapılan gezilerle turizm gelişir. Turizm çeşitli maksatlara göre değişik sahaları içine alır. En çok eğlence (dinlenme), spor ve dini sahalarda turizm gelişmiştir. Dağcılık, havacılık, otomobil, bisiklet, keşif gibi yaygın olmayan turizm dalları da vardır.

Turizm, yabancı memleketlerden gelen meraklı kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması ile birçok gelişmeleri zorlar. Şehirlerde, tabii güzelliklerin bulunduğu yerlerde oteller, pansiyonlar, gazino ve lokantalar, plajlar, kamplar, eğlence yerleri, kaplıcalar, dinlenme ve tedavi yerleri, spor ve avcılık tesisleri gibi pahalı altyapı tesisleri kurulurken, memleketin çehresi değişir ve içeriye yabancı para akışı hızlanır. Bu bakımdan turizm mühim bir ekonomi dalıdır. Birçok memlekette hükümetler turizm işlerinin iyi yürütelerek hem propaganda hem de ekonomik gelir sağlanması için bu dalda bakanlık seviyesinde teşkilatlar kurmuşlardır. Turizm işlerini yürüten teşkilatlar daha çok kişinin alakasını çekmek üzere müzeler, tarihi eserler, panayır ve şenlikler, konserler, spor gösterileri gibi konularda faaliyet gösterirler.

Turizm, yerli ve yabancı gezgin ve turistlere hizmet üreten bir sanayi dalıdır. “Bacasız sanayi” olarak da adlandırılır. Turizm, ülke ekonomisine ödemeler dengesine net döviz geliri sağlamak kaydıyla katkıda bulunur. Bir başka deyimle turizmin döviz geliri sağlaması o ülkeye giriş ve çıkışlar sonucu net döviz kazancı olmasına bağlıdır. Turizm hareketleri, turistik bölgelerde iktisadi faaliyetleri ve gelir dolaşımını hızlandırır. Emek yoğun bir sektör olması sebebiyle de istihdam imkanları ortaya çıkar. Ancak turizm hareketleri sonucu, bölgenin sosyal ve kültür yapısının bozulması şeklinde ifade edilebilecek, milli kültürü ve sosyal bünyeyi tesir altına alacak bir tehlike de her zaman mevcuttur. Turizm, ülke milli sınırlarının içine giriş ve çıkış olmak üzere ifade edilen dış turizm, o ülkenin fertlerinin aynı ülke içindeki çeşitli bölgelerde yaptığı gezileri anlatan iç turizm olmak üzere iki genel kategoriye ayrılır. Ayrıca turizm olayını meydana getiren fertlerin gayelerine göre spor, sağlık, kongre ve öğrenci turizmi adında çeşitli bölümlere ayrılır.

Türkiye’de turizm 24 Mayıs 1949 gün 5392 sayılı Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü Kanunu’nun hazırlanıp kabul edilmesiyle hareketlendi. İlk önce Turizm ve Danışma Büroları kuruldu. Birçok turizm derneği ve seyahat acenteleri faaliyete başladı. 1971 Anayasası ile turizm maksadına elverişli sahaların kamulaştırılmasıyla ilgili esaslar da getirilince, kredi imkanları sağlanması ve teşvik çalışmaları konuya daha tesirli neticeler sağladı. Turizm Endüstrisini teşvik Kanunu’na göre Turizm ve Tanıtma Bakanlığı tarafından otel, pansiyon, gazino, lokanta, plaj, kamp, eğlence yerleri, spor ve avcılık tesisleri, kaplıcalar, dinlenme ve tedavi kurumları gibi yerler turistik müessese olarak tespit edilerek Turizm Müessesesi Belgesi verildi. Turistik belgeyi alan müesseselere vergi ve harçlardan muafiyet, yabancı işçi çalıştırma izni, uzun vadeli kredilerle kamulaştırılmış arazilerin satın alınabilmesi gibi kolaylıklar sağlanmıştır. Turizm belgesi alan müesseseler, değişik zamanlarda teftiş edilerek kanuna aykırı tatbikatlarda bulunan müesseselerin turizm belgeleri iptal edilerek kademeli müeyyideler de uygulanmaktadır. Bütün bu işlemler T.C. Turizm Bankası aracılığı ile yürütülür. Turizm müesseselerinin yapım, onarım, geliştirme ve teçhiz masraflarını ise İller Bankası takip ve tahsil etmekle yükümlüdür.

Turizm ve Tanıtma Bakanlığının yurt dışında da faaliyetlerini sürdürmesi için merkezleri Beyrut, Brüksel, Cidde, Frankfurt, Karaçi, Londra, New York, Paris, Roma, Stockholm, Tahran ve Viyana’da bulunan Taşra teşkilatları da vardır. Türkiye’yi turizm yönünden yabancılara tanıtmak, turistlerin turistik imkanlardan istifadesini kolaylaştırmak için de Turizm Kurumu ayrıca faaliyet göstermektedir. Turizm Kurumu milletlerarası Otel ve Şatolar Birliğine bağlıdır.

Sözlükte “turizm” ne demek?

1. Dinlenmek, görmek ve tanımak gibi amaçlarla yapılan gezi.
2. Bir ülkeye ya da bir bölgeye turist çekmek için alınan ekonomik, kültürel, teknik önlemlerin, yapılan çalışmaların tümü.

Turizm kelimesinin ingilizcesi

n. tourism
Köken: Fransızca

Turizm ne demek? (Ekonomi)

(Tourism) İnsanların değişik kültürleri tanımak, tarihi eserleri ve doğal güzellkleri görmek, eğlenmek, dinlenmek gibi nedenlerle devamlı yaşadıkları yerlerin dışına düzenlemiş oldukları gezilerdir. Günümüzde bu gezilerin nedenleri oldukça çeşitlenmiş durumdadır. Örneğin, yukarıdakilere ek olarak sağlık, spor, eğitim, bilimsel toplantı gibi amaçları da belirtebiliriz. Turizm iç turizm ve dış turizm diye iki gruba ayrılabilir. İç turizm aynı ülke yurttaşlarının değişik bölgelere düzenlemiş oldukları gezileri ifade eder. Dış turizm ise yurt dışından ülkeye ve ülkeden dışarıya doğru yapılan gezilerle ilgilidir. Zengin tarihi eserlere, doğal güzelliklere ve temiz bir çevreye sahip bulunan ülkeler turizm açısından şanslı sayılırlar. Turizm günümüzde önemli bir hizmet sektörü durumundadır. Özellikle dış turizm ülkeye döviz kazandıran temel bir kaynak durumundadır. Nitekim İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkeler geleneksel olarak turizmden önemli döviz geliri kazanmışlardır. Ancak turizm çok yönlü bir olaydır. Önce, turizmle ilgili alt yapının tamamlanmış olması gerekir. Örneğin yeterli yatak kapasitesi, tatil köyleri, düzenli ulaşım, haberleşme olanakları v.s. gibi. Fakat bunun kadar önemli bir faktör de halkta bir turizm bilincinin yerleşmesidir. Turiste gösterilen ilgi, yardım, sağlanan hizmet kalitesi, v.s. çok önemli olmaktadır. Zamanımızda bireysel turizmden çok kitle turizmi yaygınlaşmaktadır. Yani kişi ve ailelerin tek başına yaptıkları gezilerin yerine, seyahat acentelerinin ve turizm şirketlerinin düzenledikleri grup turları ağırlık taşımaktadır. Bu ise yerli ve yabancı şirketler arasında büyük bir işbirliği ve organizasyon gerektirir. Ülkemizde de turizm devletten destek gören önemli bir sektördür. Özellikle 1980 li yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’de bir "turizm patlamasının ortaya çıktığı belirtilmektedir. Turizm, ülkeye kazandırdığı dövizler açısından bazılarına göre "bacasız fabrika" durumundadır. Ancak bu kaynaktan tam olarak yararlamlabilmesi için doğal ve tarihi çevrenin iyi korunması, alt yapının tamamlanması ve yatak kapasitesinin artırılması zorunludur. Bütün bunlar ise uzun – vadeli planlı çalışmaları gerektirir.

Cin Nedir?

Sözlükte “cin” ne demek?

1. Masallara ve kimi inançlara göre, göze görünmeyen yaratık; pamuklu, kalın kumaştan giysi ya da pantolon.
2. Akıllı, zeki.
3. Buğday, arpa, yulaf gibi tanelerden çıkarılan ve ardıçla kokulandırılan bir tür alkollü içki.

Cin kelimesinin ingilizcesi

[Cin] n. genie, demon, sprite, clever person, gin, white satin, elf, Geneva, gnome, goblin, gremlin, hob, hobgoblin, Hollands, jinnee, puck
n. China
adj. China, Chinese
Köken: Arapça